Bir parçanı bırakıyorum,
Dokunduğum her yerde..
Parmak izlerim gibisin,
Sevdiğim ellerimde…
Yaprak yaprak döküldüğüm..
İlmek ilmek söküldüğüm..
Düğüm düğüm çözüldüğüm..
Seni çok seviyorum…
Gitme desen ölüyorum,
Sende hep kayboluyorum..
Gözlerin güze dönmüş,
Bakışınla kuruyorum..
Umut umut sarıldıgım,
Çocuk çocuk darıldığım,
Fidan fidan kırıldığım,
Seni çok seviyorum…..
Kurduğun tüm betimlemeleri harmanlıyorum.
Sözlerini kafeslerinden çıkarmaya,
Seni özgür bırakmaya çabalıyorum.
Ama tutsaklar kesiyor parmaklarımı
Elsiz, bedensiz, sessiz kalıyorum.
“sensiz” geçiyor aklımdan.
Aklımın saniyelerini sensizliğe yürütüyorum.
Bir adım atsalar ileri
İkinci adımda yanımda oluyor hepsi.
Şimdi, gidişleri bekliyorum.
Dönüşünün gerçek olmadığı ortada çünkü.
Ne zaman yağmurlar yağdırırsın başıma
Ne zaman toprağında gömersin diye bekliyorum.
Çünkü gelmişsen eğer, göçebe hayatını da dışa koyup
Taşlaştırmak içindir, geriye kalanları.
Kaybettirmek içindi..uğruna bütün savaşın.
Sen şimdi geliyorsun ama
Dışarıda tütüyor tüm yalanlar
Bir bacada, bir kadının çığlıkları yükseliyor.
Sarılmayı beklenen yaralar düşüyor göz önüne
Çalınmış duyguları, gömüyorlar göz kapaklarıma.
Şu bahçedeki köpek bile yabancı görüyorken seni
Ne önemi var ki şimdi
Gelişini dillendirmemin.
80’lerden bir plak çalıyor şimdi.
Sanki sen özlemişsin gibi beni
Sanki susmak zorunda kalmış gibi
İçindeki çocuk korkuyormuş sanki
Korkmuyormuş gibi;
Yaşattıklarından, yaşadıklarından,
Şimdi gelirsen tekrardan
Gene yaşatacaklarından.
Şimdi bu korkunun, ecele bir faydası var mıdır bilemem.
Sadece biliyorum ki;
Sen özlemişsen beni gelirsin
Hiçbir şey tutamaz seni.
Görmek istersen gözlerimdeki seni
Hiçbir cevapsız sorun kalmaz.
Oysa senin derdin sadece gökyüzü biliyorum.
Ne Eylül’ün bir anlamı var, çizelgelerinde
Ne durduğun yerin bir anlamı.
Ve gel-me-yeceksen eğer şimdi,
Gönder-me!
Yağmurlarında topraklarını…
Hiçbir damlanı istemiyorum o zaman!
“Bu puslu kanalların içindeyken ben, sen yoksun yanımda. Ama gene de beni unutma…”
Siyah botlarımı sensizliğe batırarak, senden giderken hiç düşünmüyordum kalbindeki katları birbirine geçirdiğimi. Ben, seni sapsağlam bırakma derdindeyim çünkü. Yokluğumun, varlığımla eş değer olacağı günün kapımızı daha doğrusu senin kapını çaldığı zamanı bekliyordum eski zamanların postacısından. Adı konmamış bir yüreğin parçalandığını, ikiye tamamen ayrıldığını söylemesi için gün almamıştım hâkim amcadan. Aydınlık ayların loşlaşmasın diye, küflenip haşerelere yem olmasın diye savaşıyordum, dayanıyordum ben aslında. Ben aslında sadece senin mutlu olmanı istiyordum. Tüm derdim buydu aslında.
Ama geçmemiş, geçmeyecek, geçmiyor… besbelli.
Peki ben senin yanında var olmaya hazır mıyım?
Bilmiyorum…
Asıl soruyu kimliksiz bırakmış haldeyim şimdi…
Ben tüm yaşananları şimdi.. şu an kimliksiz bıraktım işte.
Çünkü yaşananların hangi arasında, hangi bölüğünde, neresinde
Perdeleri açıp kapatacağımı bilmiyorum.
Sıralara Emre Aydın’ın o koyan laflarını dizelerken
Onur Akın’ın sevdasından bizde kavrularak
Sevdamızın lise zamanlarımıza geçmesini beklediğimizden belki
İşte o sıralara sevda sözlerini kazıdığımız vakitler çerçevesinde iken
Bana öğrettiklerini hatırlamıyorum;
Hangi sahnede böleceğimi yaşananları.
Yeni bölüm diye başlayacak sahnem hangisi… Zihnim sorguluyor
Ama karşıt bir vuruşa geçemiyor… sorularım..
Küçük bir soruya cevap veremeyecek kadar kaybettim;
Kelimelerimi..cümlelerimi..
Her durağında harflerimi bin bir betimlemelerle süsleyen ben
Şimdi bir harfi bulamayacak kadar körleştim.
Bu, bir doktorun ameliyat anında tüm bildiklerini bir anda unutması gibi feci bir şey
Bu, bir şarkıcının kariyerinin en yüksek noktasına tırmanıyor iken konser ortasında şarkının sözlerini unutup öylece kalakalması misali
Bu bir öğretmenin, öğrencisine verebilecek hiçbir şeyi kalmaması gibi
Bir annenin, anne sıfatını hak etmemesi gibi
Bu, bu öyle berbat bir şey ki
Hani benim, senin yanında olmamam kötü diyorsun ya
Bunun daha kötüsü olacağını bilmen gibi bir şey işte.
Sana içedönüklüğümün fırtınalarını anlatacak kelimeleri bulamıyorum çünkü
Kendime çekilmemin bir tsunamiye yol açıp açamayacağının garantisinde değilim
Daha fenası sana gelişlerimde tepetaklak olacağımın bilincindeyim işte..
Kahretsin ki… Bunu bu kadar görmemeye çabalasam da
Bunu bu kadar yok sayıyor gibi davransam da
Biliyorum..
Ne senle oluyor…
Ne sensiz…
Eskiden değmiyordu hiçbiri, gün ışığına
Hiçbiri, simamın göstereceği tek bir gamzeyi görmeyi hak etmiyordu
Güldürememişti hiçbiri ay ışığımı..oysa ben yengeçtim hani
Ayın temsilcisiydim..astroloji yalan mıydı yoksa
Yoksa her şey kandırmak için miydi insanları
Çoğul testlerden geçirilip.. O kişiliklere bürünmelerimi istenmişti insanların
Yoksa her şey bir kurgu muydu?
Hayatta olmam misali.
İşin özetine gelirsek şimdi
Ben yeşil olmayacak kadar.. Mavi
Yalan olamayacak kadar.. Gerçek
Sensiz olamayacak kadar.. Seninleyim.
Ama sensizliğin şarkılarını öğrenmiş haldeyim..
Şimdi seninle başlamayacak kadar sensizliğe alışmış gibiyim.
Bu işin sonunda bu dereden geçemeyecek kadar sıfırlanmış gibiyiz.
İşin özeti de burada sanırım..
Bu Dallas da
Bu brezilyanın pembe dizilerinde
önüme konulan gerçek öğünü seninkinden çok daha fazla.. çok daha ağır.
Hayal dünyasında kaybolmayacak kadar net bir görüntünde burası
Dağılamayacak kadar dar… Yok, olamayacak kadar mecburi
Siyahlaşamayacak kadar beyaz..
Ve ömürleşemeyecek kadar eksiğiz..
Artık hiçbir matematik sorusuna uymayacak kadar bilinmeziz biz
Hiçbir aritmetik ortalamanın sonucunda bir biz çıkamayacak kadar eksiğiz
Hiçbir gülüşün içten olamayacağı kadar biçare bırakılmışız hayat düzengesinde
Hiçbir sonuç vermeyecek bir deneyin iki kimyasal sıvısıyız seninle
Sen ve ben
Biz tesadüf denmeyecek kadar gerçeğiz aslında
Ama şair de söylüyordu Eylül’ü anlatırken dizelerinde
“taşımalıyım ege denizini bozkıra / sen kendini evinde hisset diye”
İşte böyle bir ikilem içinde dudak izlerimiz seninle
Hiçbir zaman uymayacak coğrafyalarımız var benliklerimizde
Seninkini bana yakışmayacağı.. Benimkini sana benzetemeyeceğim bir iklim bu
Ben deli dolu bir Çingene kızıyım aslen
Sen ağırlığın hâkimleştiği bir aşiret oğlusun damarlarında
Ve sen biliyorsun işte
Sizin törelerinizin ağırlığını kaldıramaz hiçbir deli dolu yürek
Hele de yengeçse
Hele de ayın temsilcisi.. Küçücük bir yürekse
Ve sen bile kaldıramıyor iken..
Şimdi seni unutamayacak kadar dipteyim
Şimdi seninle olamayacak kadar sensizim.
Şimdi sana geçecek diyemeyecek kadar biliyorum geçmeyeceğini.
Şimdi canını yaktığını bildiğimden olacak içime buzlar arasında yangınlar çöküyor
Ama ben yokum yanında
Sen olmayacaksın yanımda
Ve böyle sonu olmayan bir ayrılığı sulayacağız her sabah kalktığımızda
-Gökyüzü hiçbir renge boyanmayacak- kadar renkli çünkü…
“Yoksun, yoksun yanımda
Geçecek demiştin ya geçmedi duruyor hala
Yoksun, yoksun yanımda
Bu puslu kanallarda yoksun yanımda
Unutma, beni unutma…”