Meksika’nın Tabasco Eyaleti’ndeki Maya antik kenti Comalcalco’da yapılan kazılarda, 21 Aralık 2012’de bilinen dünyanın sonunun geleceğini yazan bir tablet daha ortaya çıktı.
Meksika Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü, 1300 yıl öncesine ait olduğu sanılan tabletin birkaç yıl önce bulunduğunu ve derinlemesine incelendiğini açıkladı.
ABD’deki Teksas Üniversitesi’nde çalışan Maya uzmanı David Stuart ise tablette geçmiş zamanı belirten bir sembol olmadığını belirterek, “Bu tarihin geçmişe değil, geleceğe ait olduğuna inanıyorum” dedi.
Daha önce de Tortuguero kazı alanında dünyanın sonu olarak aynı tarihe işaret eden benzer bir tablet bulunmuştu.
Tortuguero tableti gibi yeni tablet de 13’üncü Baktun’da sona eriyor. Arkeologlara göre Baktun, Maya takviminde 394 yıllık periyodlara verilen ad. Maya takviminin M.Ö. 3114’te başladığı göz önüne alındığında, 13’üncü Baktun 21 Aralık 2012’de sona eriyor. Tabletinin sonunda “Ve o gökyüzünden inecek” cümlesi bulunuyor. Ancak arkeologlar her iki tabletin de tarihin sonu veya kıyamet öngörüsü içerdiği iddialarına mesafeli yaklaşıyor ve takvimlerdeki tarihlerin “geçmişin önemli olaylarına referans olabileceği” kaydediyor.

Yörüngesine gireceği gezegene daha öce hiç olmadığı kadar yaklaşacak olan Juno’nun, Jüpiter’in ölümcül radyasyon kuşağındaki dönüşü bir yıl sürecek. Uzay aracının yörüngedeki bir yıllık dönüşüyle bu dev gezegenin ne kadar su tutuğu, çok büyük olan manyetik alanlarını neyin tetiklediği, yoğunluğunun ve sıcak atmosferinin altında sert bir çekirdeğin olup olmadığı sorularına yanıt aranacak.
Teksas’taki Güneybatı Araştırma Enstitüsü bilim adamlarından Scott Bolton, “Jüpiter, nasıl oluştuğuna ilişkin birçok bilinmeyeni barındırıyor” dedi.
Bilim adamlarının Güneş Sistemi’nde, Güneş’in doğumundan sonra oluşan ilk gezegen olduğunu düşündüğü, ancak bunun nasıl olduğunun bilinmediği Jüpiter’e ilişkin ortaya çıkarılamayan anahtar verilerden birini de Dünya’dan 5 kat uzakta Güneş’in etrafından dönen bu dev gezegenin içinde ne kadar su bulunduğu sorusunun yanıtı oluşturuyor.
Güneş gibi ana olarak hidrojen ve helyumdan oluşan, az miktarda da oksijen gibi diğer elementleri içen Jüpiter’de, oksijenin hidrojenle suyu oluşturduğu düşünülüyor, bunun da uzay aracı Juno’nun sekiz bilimsel malzemesinden biri olan mikrodalga alıcılarla hesaplanması amaçlanıyor.
Jüpiter’in su içeriğinin gezegenin, nerede ve nasıl oluştuğuyla doğrudan bağlantılı olduğu belirtilirken, bazı verilerin, gezegenin Güneş Sistemi’nin daha soğuk ve alttaki bölgelerinde oluştuğuna, daha sonra içe doğru geçtiğine işaret ettiği kaydediliyor. Bazı bilgisayar modellemelerinde ise Jüpiter’in oluşumunun da şu andaki yerinde olduğu gösteriliyor.
Büyüdükten sonra bütün kardeş gezegenlerinin iki katından fazla hale gelen kütlesi Jüpiter’e, hemen hemen bütün ilk oluşum maddelerini tutacak çekim gücü sağlıyor.
Bolton, Jüpiter’in bu durumunun, zamanda geriye gitmek ve nereden geldiğimizi ve gezegenlerin nasıl oluştuğunun anlaşılması için çok önemli olduğunu belirtti.
Jüpiter’e yolculuğu 5 yıl sürecek olan Juno, 2016′da varışında da gezegen ile radyasyon kuşağının iç kenarı arasındaki dar bölgeden geçecek. Güneşin enerjisini kullanacak olan araç, Jüpiter’in kutuplarının üzerinde, bulut tepelerine 5 bin kilometre yakında, yörüngede bir yıl geçirecek.
Sadece NASA’nın son uzay aracı Galileo’nun atmosfer araştırmasında gezegene daha fazla yaklaşılmış, ancak Galileo, gezegenin parçalayıcı basıncına ve yoğun sıcağına yenik düşmeden önce sadece 58 saniye veri gönderebilmişti.
Juno’nun elektronik kalbi, titanyum bir kasa ile korunmasına rağmen, yine de bir yıl sonra Jüpiter’in ağır radyasyon ortamına düşecek. Uzay aracının son hareketi de gezegenin atmosferine dalmak olacak.
Maliyeti 1,1 milyar doları bulacak olan keşif için uzay aracı Juno’nun, 5 Ağustos’ta fırlatılması planlanıyor.


NASA’dan yapılan açıklamada, LRO’nun “keskin ve eşi görülmemiş derecede detaylı” görüntüleri elde etmek için 192 terabayt’lık harita ve fotoğraf verisi depoladığı, bu bilgilerin ancak 41 bin DVD’ye sığabileceği belirtildi.
LRO üzerindeki lazer yükseklikölçer sistemi (LOLA), Ay’ın kraterler ve kompleks yer şekillerinden oluşan yüzeyinin bugüne kadarki en keskin ve tam topografik haritalandırması için 4 milyardan fazla ölçüm gerçekleştirdi. Bu sayede, Ay’ın en ‘doğru’ haritaları elde edildi. LOLA’nın, daha önce Ay’ı görüntüleyen uydulardan 100 kat daha fazla kesinlikte ölçümler yaptığı bildirildi. LRO kameraları da görev boyunca 5,7 milyon kilometrekare alanı fotoğrafladı.
Bilim insanları, LRO’nun verileri ışığında, Ay yüzeyinin düşündüklerinden çok daha “zorlu ve olağanüstü” şartlara sahip olduğunu fark ettiklerini belirtti. NASA’nın Washington’daki direktörlerinden Douglas Cooke, “Bu, muazzam bir başarı. Henüz başlangıç olmasına rağmen LRO’dan beklediğimizden çok daha fazlasını elde ettik. Ay için bilimsel anlayışımız tamamen değişmek üzere” dedi.
2009′da fırlatılan 2 tonluk robotik uzay aracı LRO, Ay yüzeyinin 50 kilometre üstündeki yörüngesinde ölçümlerini sürdürüyor. LRO, NASA’ya 583 milyon dolara mal oldu.