Nasılsa kavuşamadım sana
Nasılsa dudaklarının kıyısına varamadım
Nedense bütün çıkmaz sokaklar adresim oldu
Ve nedense bütün kırmızı ışıkları üzerime yaktın
Ne yaptımsa
Bir türlü sana yaranamadım
Artık adressiz
Işıksız
Ve öylesine ıssızım
Dünlerin kadar eskiyim
Verdiğin acılar kadar paslıyım
İşte çıkıp gidiyorum hayatından
Nasılsa fark etmez senin için
Belki çok şanslı
Belki de en yaşlıyım…
Artık
Pusulam hasreti
Saatim yalnızlığı
Ve takvimler sensizliği gösteriyor bana
Neylersin
Yolcu yolunda gerek
Belki bundan sonra
Belki senden sonra
Adam olur bu “asi yürek”
Ve dersini alır da bu sevdadan
Bir daha
Boyundan büyük denizlere
Asılmaz kürek
Yarın bu saatlerde
Ben yollarda olacağım
Sen kimbilir kaçıncı uykunda
Masal mavisi bir rüyada
Ve elbette o korsan yüreğin
Yine pusuda
Oysa
İlk defa sesimi duymayacaksın
Sitemlerin sahipsiz
Soruların cevapsız kalacak
Belki ilk defa içini kemirecek yokluğum
Tanımadığın bir korku içini saracak
Ve ilk defa kendinle hesaplaşacaksın
Ne oldu?
Ne oluyor?
Ne olacak?
Sonra
Bir gözün kör
Bir kulağın sağır
Bir ayağın kırık
Bir kolun kesik
Düşeceksin yollara
Yani baştan başa yarım
Yani baştan başa eksik
Bütün duvarlar üstüne yıkılacak
Belki ilk defa
“Unutuldum” diyerek için sızlayacak
Ve sen bu şiiri okurken
Ayrılığımız çoktan başlamış olacak
Belki de son tesellin
Sana yazdığım “bu son şiir” olacak
Ve kimbilir
Unutulmuş bir gecenin tam ortasında
Başucundaki bir radyoda
Uykusuz bir şair yüreğini çınlatacak
Ve bir daha fısıldayacak kulaklarına
Sana adanmış bu satırları
“Bütün şehirler uyur
İstanbul uyumaz
Ve birgün
Bütün sevenler unutur seni
Ama bu “şair yürek”
ASLA UNUTMAZ…”

Aşk mürekkebi, gül kokulu kalemi kuşattığı bir gecede,
Her muamma cevap bulur, çözülür birkaç hecede.
İşte hüzün ülkesindeyim.
Bu ülkede gözyaşı yok, gözlerin göremeyeceği kadar uzak,
güneşin inemeyeceği kadar derin mülahazalar var.
Bu ülkede çığlık yok, nidalara meydan okuyan sükûtlar var.
Bu ülke istiğrak ülkesi, burada konuşan sinedir, burada yalnızca kalp cevelân içindedir.
Bu ülkeye girmeden çözülmez kalemin dili…
Bu iklimde yaşamayan gönül laldır; konuşmayı bilmez, yazmayı bilmez.
Bu ülkeye aç gelinir, tok gidilir.
Çıplak gelinir, giyinik gidilir.
Mecruh gelinir, mesrur gidilir.
Yayan gelinir, binekli gidilir.
Bu ülkeye biçare gelinir… Biiznillah gidilir…
Ve ben de şimdi bu ülkedeyim…
Memleket yollarını kısaltırken bir can düştü aklıma, aklım bir cana düştü.
Dağıldı cümleler, her biri bir yana düştü.
Sayfalara bir hüzün, kalem giryana düştü.
Düşünceler savruldu, kurşun olup şiryana düştü…
Özleminle bir kor büyür tenim içinde
Ben değil, hüzün ülkesi benim içimde…
Uzaklarda, çok uzaklarda bir yerlerde atan kalp, ab-ı revan olur yüreğime.
Arada aşılması güç dağlar olsa da,
Bitmez tükenmez yollar olsa da o nefesi hissederim her gece yanaklarımda.
Biliyorum ki vuslatı getirecek olan bu hasrettir…
Hayalleri gerçek kılacak olan kalbimdeki yanık kokusu, sevgimdeki basirettir…
Gözler konuşup, eller buluşmasa da biz rüzgâra sesimizi bırakır, güvercin kanadının altında gizleriz risalemizi.
Hasretin külfetini çeksek de, sevgilerin en aziz olanını yaşarız.
Âşıklar parkında aşina olunmuş kalıplara sığmaz, taşarız…
Nil’i perde dolar alnına, öper seni melekler
Naçizane kelimelerim yürüyemez, emekler
Yürüyorum, gözlerim hep bir noktada.
O nokta da bir ışık.
Işık da bir yıldız, yıldız da bir pencere…
Pencerede bir perde, perdenin arkasında bir çift göz…
Bu gözlerde sedef, bu gözlerde dolunay…
Bu gözlerin ardı koskoca bir diyardır, bu gözlerden bakan Aziz Yardır…
Yıllarca gönlümün okuyacağı aziz kelamsın
Nur-i ayn’ım, ezelden kalbime verilmiş selamsın
Aynı kubbe altında, aynı gecenin karanlığında açılır ellerimiz.
Her kelime dua olur, her kelime ibibik olur ulaşır merhametin merkezine.
Ulaşır hüzün ülkesine.
Aynı satırları okur, aynı kelimelerle konuşuruz.
Aynı bedende yaşar ruhumuz.
Acı duyarsak birlikte kıvranır, şad olunca birlikte coşarız.
Umutlara, güneşin doğuşuna biz el ele koşarız.
Aynı hava dolar ciğerlerimize.
Aynı musikiyi dinler, aynı şarkıyı söyleriz.
Kadim Dolunay

Ey Arkadaş !
Arkana bile bakmayacağın bir yolculuğa çıktığın vakit,
Kalplere düşer meçhul bir ihtilaç, durma sen var git !
Dava istikrar üzerine kurulur, vuslat ümidiyle yürüyeceksin..
Ayakların nasır tutsa da, tevekkül eyleyip sürüneceksin..
Kavgan sürdüğü sürece açacak çiçekler, akacak nehir,
Kavgan sevdalara… Sen koşarken arkandan bakacak şehir!
Göçer ise umutların; umutlar, baharı da alıp gelecek..
En katransı vakitlerde, karanlıklardan bir güneş yükselecek..
En çekilmez yolların da sonu var, hüzünler de elbet bitecek..
Yorulursan bir gün eğer, hayal ve özlemlerin seni itecek…
Ey Arkadaş !
Bir anlık gaflet eyler, kapılıp gidersen dünya çarkına,
Gülen yüzler tehevvür eder varamazsın farkına..
Herkes yüz çevirip, sırtını dönünce hüzün dolar arkına,
Sen içinde sevgi büyüt; bir tek sevgi kâfi gönül fakr’ına..
Sahte dostlar düşman, kusurların ifşa olursa bir anlık,
Sen gecelere tutun! Bütün kusurları örter karanlık..
Hatalarından ders al, bir öncekinden önde geçir gününü..
Çevirme bakışlarını geçmişlere, göremezsin önünü!
Gayza teslim olmuşsa yüreğin, boyanıp batarsın huna..
Halvette kalırsın, bir derin mülahaza düşer ruhuna..
Yüreklere sevgi ağacının dalı uzanır; tutun bu dala!
Nefreti sırtına alıp köle etme kendini, olma budala !
Ey Arkadaş !
Bu cihanda duyulmaz ise bir gün “Allahu Ekber”,
Her fen tarumar olur, her beden makber…
Güneşe kurşun, dünyanın dönüşüne kötü bir zaman akar..
Gözlere duman, sinelerin özüne yanık yanık aman akar..
Bataklığa düşer isen, bırakma kendini; dönme şaşkına!
Kalk, diril, sığın Ol Ekmel olanın kuşatıcı aşkına!
Ey Arkadaş !
Sen kendi bilir, kendini tanır isen, ne gerek var misale?
Gizli âlemler ayan olur, perdeler kalkar, kuşanırsın visale..
Üretken ol, bir değer bırak; olma taklitçi, etme kopya
Gönül insanını modellemek hayal, yıkmak ütopya !
Ey Arkadaş !
En günahkâr insana Mevla rahmetiyle yaklaşır,
Şu aciz insana ne oluyor da nefret güder, taşlaşır!
Kadim Dolunay