Selülit Nedir?

Selülit Nedir?

Selülit Nedir? (Hidrolipodistrofi)


Selülit, hormonal ve dolaşım bozukluğundan kaynaklanan bir genel dengesizliğin sonucudur ki, bunun sonuçlarından biri de suyun local olarak konnektif dokuda (cildin metabolizma alışverişlerinin yapıldığı canlı tabakası) toplanmasıdır. Bu su tutma olayı üst derinin hemen altında bulunan konnektif doku iplikçiklerinin yavaş yavaş balıkçı ağı gibi yuvarlak birikintiler meydana getirmesi ve aynı zamanda bu ilmekler arasında sayısız yağ birikintilerini tutması ile oluşur. Fonksionel olmayan bu birikintiler çoğu kez ıstırap veren hareketsiz madde durumundadırlar.

SELÜLİT’İN OLUŞUM MEKANİZMASI:
Kadında hormonal dengesizlik; Ostrojen grubu folikulin hormonu artması sonucu meydana gelir. Ergenlik, hamilelik, premenapoz. Konnektif dokuda su tutulması; Temel maddede yoğunluğun artması ve dokuda suyun toplanması. Konnektif dokuda toplardamarsal ve lenfatik staz; Temel maddenin yoğunluğunun artması damarlar üzerinde basınç meydana getirir. Kan rahat alamaz, damardaki kan akışında duraklama olur. Buna “staz” denir. Konnektif dokuda ödem; Kılcal damarlardan dışarı sızan transoda sıvının doku arasında birikmesi ve ödemin olması. Konnektif dokuda fibraz değişiklikle; Dokudaki fiziksel ve kimyasal değişiklikler sonucu file oluşur. Yağ hücrelerini bir kansol içine alarak hapseder. Hiç bir şekilde enerji olarak tüketilmeyen rejimlere isyankar fonksiyonel olmayan yağ topluluklarını, yani SELÜLİT’İ oluşturur.

 

Selülit oluşumunda etkili faktörler :
1) Tıbbi düzensizlikler: (kabızlık, sindirim, jinekoLojik, dolaşım faktörleri)
2) Anatomik düzensizlikler: düz tabanlarda bilek bacaklarda oluşur. (adele ve kemik yapısı ile ilgili faktörler)
3) Kalıtımsal düzensizlikler: (kalıtsal ve ırkla ilgili faktörler – Akdeniz, ortadoğu ülkekeri)

 

 

 

 

 

Selülit tedavi yöntemleri ve Mezoterapi
Masaj Tedavisi:
Dolaşımı canlandırmak için yapılan masaj mutlaka anatomi bilgisi olan deneyimli ellerle yapılmalıdır. Selülit masajı yüzeyde kalmalı ve acı vermemelidir. Selülit üzerinde etkili olabilecek iki tür masaj vardır. Bunlar dolaşım masajı veya yapılabilen lenfatik drenaj masajıdır. Dolaşım masajı derialtı kanı dolaşımını iyileştirir. Özellikle de kanın bacaklardan göğüse doğru gitmesini sağlar. Belirli noktalara parmakla bastırıldığında ve belirli lenfatik düğümler istikametinde hareket edildiği takdirde kullanılmış lenf atılıp yenilenir.

 

Yosun Tedavisi: 
Yosunlar local bandajlar şeklinde uygulanabilir. Cilt su yosununun tüm aktif maddelerini bünyesine alır. Ayrıca yağ hücrelerini küçültücü etkisinden çok sık bahsedilen iyotu da içerir. İyot yağ hücrelerinin yağını elimine etmede katalizör görevi görür.

Selüliti kendimiz tespit edebilirmiyiz? 
Evet, edebiliriz. Cilt iki parmak arasında kıstırıldığında cildin görünen en dış tabakası olan epiderm değişik bir görüntü alır. Bir çeşit girinti ve çıkıntı meydana gelir ki buna “portakal kabuğu manzarası” denmektedir.

 

Selülit kadınlarda hangi bölgeye yerleşir?
Uyluğun üst kısmında, dizini ve bileğin iç kısımlarında, kaba et ve baldırların arka kısımlarında, üst bacakta genelde süvari pantalonu şeklinde yerleşir.

 

Selülit ağrılımıdır? 
Evet, selülit ağrılı olabilir. Ağrının şiddeti, selülitin sinir iplikçiklerinin üstüne yapmış olduğu basınç derecesiyle orantılıdır.

 

Selülite ne tür bir gıda rejimi uygulanmalıdır?
Gıda rejimi su açısından zengin tuz açısından zayıf olmalıdır. Proteinden zengin bir diet önerilir. Proteinin ödemi önleyici ve iştahı kırıcı bir rolü vardır. Alkolden uzak durulmalıdır. Çünkü alkol kanda yağa dönüşür ve vücütta birikir.

 

Selülit varis oluşumunu etkilermi?
Evet, etkiler. Mezoterapi tedavisi sonucunda yağ hücrelerinin hacmi ufaldığından toplardamarlar üzerindeki basınç kalkar ve dolaşım rahatlar, normale döner. Selülitten dolayı varis oluşumu önlenmiş olur.Merkezimizde selülit tanı ve tedavisine yönelik deneyimli ekibimizle tüm yöntemler başarı ile uygulanabilmektedir.


Be the first to like.
28 Ocak 2012
Yorumlar Kapalı
Okunma
bosluk

KANSER NEDİR ?

KANSER NEDİR ?
KANSER NEDİR ?

Kanser önemi giderek artan bir
sağlık ve yaşam sorunu durumundadır. Kanser yayılma gösteren ve ölümcül olabilen
bir hastalıktır. Kanserin yüzden fazla tipi vardır ve vücudun her bölümünü
etkileyebilir. Ölüm nedeni olarak,kalp ve damar hastalıklarının hemen ardından
gelmektedir. Batı toplumlarında her yıl 250-300 kişiden biri kansere
yakalanmaktadır. 60 yaşın üzerindeki grupta ise kanser sıklığı çok artmakta 300
kişide 4-5 civarına yükselmektedir. Ülkemizde kesin istatistikler bulunmamakla
birlikte insidansının bunun yarısı kadar olduğu tahmin
edilmektedir.
Ülkemizde en sık görülen kanserler erkeklerde akciğer, prostat,
kalın bağırsak. rektum, mide ve pankreas; kadınlarda meme, akciğer, kalın
bağırsak, rektum, serviks, over, mide ve pankreas kanserleri olarak
sıralanabilir. Deri kanseri sıklığı her iki cinste de yüksek olmakla birlikte,
habis melanom dışındaki deri kanserleri tedaviye iyi cevap verdiklerinden ölüm
oranı düşüktür.

Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de 1990–1995
yılları arasında en sık ikinci ölüm sebebi kanser olmuştur. Çünkü iltihap
hastalıkları daha iyi kontrol altına alınmış tanısal imkânlar ve toplumsal
bilinç artmıştır. Bu yılların kayıtlarında akciğer kanseri oranı erkek ve
kadında sürekli olarak artmaktadır. Mide kanseri oranı ise her iki cinsiyette
azalmakta olup, erkeklerde ikinci en sık kanserden ölüm sebebini
oluşturmaktadır. Kadınlarda meme kanserinden ölüm giderek artmış ve akciğer
kanserinden sonra ikinci sıraya yükselmiştir. Her iki cinsiyette de akciğer
kanserinden ölüm sebebinin çok ciddi bir biçimde artmış olması, kişi başına
tüketilen sigara miktarının artışı ile ilgilidir.

KANSERİN BİYOLOJİSİ

Kanser, bazı etkilerle
değişime uğramış hücrelerin, gerek yerel ve gerek uzak noktalarda kontrolsüz
olarak çoğalıp büyümeleri sonucu oluşan habis hastalıklar grubudur. Normalde
hücreler belli bir kontrol altında, ihtiyaca göre bölünerek çoğalırlar. Hücreler
bir taraftan programlı ölüm(apoptoz) ile yok olurken, diğer taraftan da büyüme
faktörlerinin etkisi ile çoğalırlar. Büyüme faktörleri normalde DNA’daki çeşitli
genlerin etkisiyle oluşan proteinlerdir. Bu genler mutasyona (değişime)uğrayarak
hücrelerin aşırı büyümesine sebep olurlarsa, o zaman kanser oluşur ve bu genlere
de “onkogen” denir.

DNA hayatın merkezi olarak kabul edilir. DNA’larda
genler bulunmaktadır. Genler, anne veya babadan çocuğa siyah ya da sarı saç veya
mavi göz gibi özeliklerin ya da talasemi (akdeniz anemisi)gibi hastalıkların
geçmesine sebep olan kalıtım birimleridir. DNA uzun bir teyp şeridi gibidir.
Vücudumuza nasıl büyüyeceğini bildiren, hatta davranışlarımızı belirleyen
biyolojik bir programlar dizinidir. Bilgisayardaki programlayıcı şeritlere
benzetilebilir.
Ynsan vücudunda milyarlarca hücre vardır ve hücredeki DNA o
hücrenin kontrol merkezidir. Ynsanda 23 çift kromozom vardır. Bunlar çiftler
halinde bulunurlar. Yalnız son çifttekiler cinsiyet kromozomu olarak farklıdır;
kadında XX ve erkekte XY olarak bulunur.

Kanser genleri ve onkogenler 70′
li yılların sonlarına doğru bulunmaya başlanmış ve günümüze kadar çok aktif
araştırmaların konusunu oluşturarak, kanserin daha iyi anlaşılmasına, tanı ve
tedavinin geliştirilmesine hizmet etmişlerdir.
Onkogenleri oluşturan
mutasyonlar, karsinojen maddelerin, virüslerin ve X ışınlarının etkisiyle
meydana gelir. Kanser bir organda oluşduktan sonra ,uzak doku ve organlara da
metastaz dediğimiz yerleşmeler yapar ve genel olarak hastalar metastazlar
nedeniyle kaybedilir. Hızlı ilerleyen kanserlerde metastaz erken, daha iyi
gidişli kanserlerde ise geç oluşur. Metastaz oluşumu tesadüften çok, kanser
hücrelerinin bazı organlara kolay yerleşmelerini sağlayan özelliklerine
bağlıdır. Örneğin, kolon kanserleri karaciğere, prostat kanserleri kemiğe
metastaz yapmayı tercih etmektedir. Burada,kanserli dokuda kan akımı, damar
hücrelerinin aktivasyonu gibi faktörler rol oynamaktadır.
Anti-onkogen denen
genlerde kanseri önleyen genlerdir. Bunlar doğal hallerinde iken ,yani mutasyona
uğramamış hallerinde iken hücre bölünmesini ve çoğalmasını frenleyen ,durduran
genlerdir.

KANSER TANISI

Kişide kanser olabilecek
belirtilerin görülmesi halinde , dotor bazı testlerin yapılmasını önerecekdir.Bu
test sonuçları, kişide kanser olup olmadığını ve genellikle kanserin vücutta
nerede olduğunu gösterebilir.
Kişinin vücudunun herhangi bir yerinde normal
olmayan bir şişlik olduğunda doktor bu şişliği inceler ve elle muayane eder.
Bazı kanser türleri(prostat-yumurtalık kanseri gibi) kan ve idrara geçen bazı
maddeler üretmektedir. Bu maddeler vücutta kanser olduğunu gösterir. Tümör
markerı denen bazı kan testleri ile tanı koyulabilir.

Röntgen filmi ya da
tarama testleri; Bu testlerde vücudu görüntüleyen cihazlar kullanılmaktadır.Bu
cihazlar, vücudun içinde neler olduğunu gösteren görüntüler sağlamaktadır.
Sözgelimi organlar,tümörler gibi. Bunlar görüntü almak için ,çok güvenli dozda
radyasyon,manyetik alanlar, radyo ya da
ses dalgalarının kullanıldığı
cihazlardır. Tarama testinden önce kişiye, ağız ya da damardan özel bir sıvı
verilebilir. Bu sıvı vücudun içindeki bölümlerin net görülmesinde yardımcı olur.
Kişiden, testten birkaç saat önce herhangi bir şey yiyip içmemesi istenebilir.
Tarama testleri hastalara acı veren testler değildir.

Optik tanı
testleri; (sistoskopi,sigmoidoskopi,kolonoskopi,endoskopi,br onkoskopi) Bu
testlerde bir kameraya bağlı ışıklı küçük bir tüp vücudun içine yerleştirilir.
Doktor tüpü vücudun içinde hareket ettirebilir. Vücudun iç kısımlarının
görüntüleri,kamera aracılığıyla televizyon benzeri bir
ekrandan
gösterilmektedir. Doktor ayrıca mikroskopta incelemek amacıyla doku
örneği de alabilir. Bu işlem biyopsi olarak adlandırılır.

Biyopsi,
hücrelerin, mikroskop altında incelebilmesi amacıyla doku ve sıvı örneği
alınmasıişlemidir. Kanserli hücrelerin görünümleri normal hücrelerden farklıdır.
Bu nedenle, patolog hücrelerin kanserli olup olmadığını
söyleyebilir.

KANSER TEDAVİSİ

1- AMELİYAT: Bazı kanser
tiplerinde en iyi iyileşme toludur. Tümör yayılmış olabileceğinden ameliyattan
sonra radyasyon tedavisi ve kansere karşı ilaçlar uygulanabilir.

2-
KEMOTERAPİ: Kemoterapi tümörün ilaçla tedavi edilmesi demektir.Kemoterapi
ile tümör hücreleri öldürülür ve tümörün büyümesi durdurlmaya çalışılır.Tümörün
cinsine ve hastanın özelliklerine göre kemoterapi uygulanabilir.Tümörü yok edip
hastayı iyileştirmek için, tümörün büyümesini durdurmak için, yayılmasını
engellemek için,tümörün sebep olduğu belirtileri yok etmek gibi amaçlar ile
kemoterapi uygulanabilir.Kemoterapide değişik ilaçlar kullanılır.Tümöre doğrudan
etkili kemoterapötik ilaçlar ve hormonlar,bağışıklık sistemini kuvvetlendirici
ajanlar.Bazı ilaçlar ise tümöre doğrudan etkili kimyasal ilaçların yan
etkilerini azaltmak için kullanılır. Kemoterapi ilaçları damar yoluyla, ağızdan
ve bazı vücut boşluklarına uygulanabilir.

Aile ve yakınlarınız kanser
tedavisi olduğunuzu öğrendiklerinde size, hastalığınıza iyi geldiği söylenen
çeşitli yiyecek, vitamin ve ilaçlar almanızı önerebilirler. Bu tür öneriler
sıklıkla televizyon,gazete ve dergilerde abartılarak bahsedilen tedavilerdir.
Maalesef bunlar genellikle kesin veya tam olmayan bilgileri içerir.Bildirilen
yüksek iyileşme oranları bilimsel çalışmalarda tekrar edilemez.Tümör tedavisinde
gerçek ilerlemeler temel tıp buluşlarının(yeni ilaç ve yöntemlerin) klinikte
uzun süre denenmesi ve geliştirilmesi ile sağlanır.Etkisi ispat edildiğinde
dünyanın dört bir yanındaki hastaların kullanımına sunulur.Bu tedavileri
kullanmayı düşünüyorsanız doktorunuza haber veriniz.
Kemoterapi tedavisi
süresince çeşitli yan etkiler oluşabilir. Yorgunluk ve kansızlık,mikrop
bulaşması(enfeksiyon),kanama problemleri,bulantı ve kusma , saç dökülmesi,yutma
güçlüğü, ishal, kabızlık, iştahsızlık.

3- RADYASYON TEDAVİSİ:
Radyoterapi, radyoaktif ışınlarla tedavi demektir. Radyoaktif ışınlar ,tedavi
edilen bölgedeki kanser hücrelerini yok ederek etkilerini gösterirler.Bu arada
tedavi alanı içindeki sağlıklı hücreler de bu ışınlardan kötü etkilenseler de ,
onların kendilerini onarma yetenekleri vardır.Yan etkilerden kaçınmak için
radyoterapide verilen doz seanslara bölünerek verilir. Radyasyon tedavisi Co-60
ya da lineer akseleratör gibi cihazlar ile vücut dışından veya vücut boşlukları
ve doku içine radyoaktif maddelerin yerleştirilmesi yoluyla gerçekleştirilir.
Tedavi süresince diğer insanlar ile birlikte olmanızda sakınca
yoktur.
Radyoterapi sırasında uygulanan bölgeye bağlı olarak çeşitli yan
etkiler görülebilir.Kan yapıcı sistemin ürettiği hücreleri etkileyebilir.
Özellikle kemiklere uygulanıyorsa daha yoğun görülür. Düzenli kan tetkikleri
yapılarak kan tablosu kontrol edilir. Cildi etkileyebilir noktasal ya da yaygın
koyu lekeler görülebilir.İştah azalması, yutma güçlüğü,nefes darlığı,
öksürük,ishal, bulantı, kusma gibi şikayetler görülebilir.

4-HORMON
TADAVİSİ: Kanser hücrelerini öldürmek yada büyümelerini yavaşlatmak için
hormon üreten bezler ameliyatla alınır.Hormon üretimini engelleyen ilaçlarla da
tedavi yapılabilir.

Be the first to like.
22 Ocak 2012
Yorumlar Kapalı
Okunma
bosluk

Vücudun salgıladığı hormonlar nelerdir?

Vücudun salgıladığı hormonlar nelerdir?

Vücudun salgıladığı hormonlar nelerdir?

Vücudumuzdaki hormonlar
Bedenimizdeki hormonlar nelerdir
Vücudumuzun salgıladığı hormanların listesi


Hormonlar

Alm. Hormone (n.pl.), Fr. Hormones (m.pl.), İng. Hormones. Vücuttaki iç salgı bezlerinden ve bâzı hücrelerden salgılanarak, kan yoluyla hedef hücrelere varan, hücrelerdeki çeşitli metabolik olayları düzenleyerek vücutta çok önemli işler başaran kimyâsal maddeler.

Vücutta hücrelerarası yönetimi sağlayan iki haberleşme sistemi vardır. Birisi sinir sistemidir, diğeri ise hormonal haberleşme sistemidir. Hormonal sistem sinir sistemine göre oldukça yavaştır. Her ne kadar birkaç sâniyede etkisini gösteren oldukça hızlı hormonlar varsa da birçoğunda etkinin başlaması dakikalar hattâ bâzan saatler sürebilir.

İç salgı bezlerinden meydana gelen hormonlar sistemine “endokrin sistem” de denmektedir. Vücutta her hormonun özellikle tesir ettiği organ veya dokular vardır ki bunlara “hedef organ” denmektedir. Hücrelerin hemen hepsinde etkili olabilen “büyüme hormonu”, “tiroksin” gibi yaygın tesirli hormonlar da vardır. Ancak bu yaygın tesirli hormonlar bile her hücrede aynı etkiyi uyandırmazlar. Bunlardan büyüme hormonu daha ziyâde büyümesi gereken ve büyüme kâbiliyetini muhâfaza eden organ ve dokularda tesirli olur. Belirli hücrelere gelen hormonlar bu hücreleri uyarır veya durdururlar veya onların faaliyetlerine belli bir yön verirler. Bu durumda hormon, damarlar ile bir organdan diğerine belli bir haberi aktarmış olur.

Genel olarak hormonlar, vücuttaki metabolik (yapım-yıkım) olayları ve hücredeki kimyâsal reaksiyonları düzenlerler, hücre yüzeyinde ve içinde mevcut zarlardan madde geçişini kontrol ederler. belirli hücrelerdeki salgı, beslenme, büyüme, gelişme ve üreme faaliyetlerini ayarlarlar.

Hormonların bâzıları büyük ve gözle görülebilecek belirli iç salgı bezlerinden salgılandığı gibi, az sayıda ve gözle görülemiyecek derecede küçük hücre gruplarından, tek hücrelerden, sinir uçlarından da salgılanabilirler. Yaygın etkili hormonlar yanında ancak salgılandığı yer yakınlarında etki gösteren lokal hormonlar da vardır. Hiç şüphe yok ki, kanda ve vücut sıvılarında iç salgı bezlerinden kana verilen her hormon az veya çok bir miktar bulunur. O halde, belirli bir hormonun bütün hücreleri değil, bâzan tek bir organın özel hücrelerini etkilemesi o hedef organ veya dokudaki hücrelerin özelliklerine ve özel reseptörlerine (alıcılarına) bağlıdır. Hormonların etki alanında bulunan hücreler kendileri ile ilgili olan hormonu tanımakta ve kendi durumlarına göre gerekeni mümkün olan derecede duymaktadırlar.

Hormonların kimyâsal yapısı: Kimyâsal yapılarının özelliklerine göre hormonlar üçe ayrılır:

1. Protein yapısında olan hormonlar: Hipofizden salgılanan hormonlar, paratiroit ve pankreas hormonları küçük moleküllü protein veya polipeptit yapıdadırlar.

2. Amin yapısındaki hormonlar: Bunlar aminoasit yapısında veya aminoasit türevi sayılabilecek yapıda hormonlardır. Fenol halkası ihtivâ ederler. Böbreküstü bezinin medulla hormonları ve tiroit bezi hormonları bu gruptadır.

3. Steroit yapısında olan hormonlar: Bunlar, “siklopentanoperhidrofenantren” adlı kimyâsal halkayı taşırlar. Böbreküstü bezi kabuk kısmı, erbezleri ve yumurtalıklardan salgılanan hormonlar bu gruptadır.

Hormon saglılanmasının denetlenmesi ve kontrolü: Hormonları salgılayan organlar, vücuttaki düzenin grektirdiği şekilde çok ölçülü ve kontrollü bir çalışma içindedirler. Normal insanda tam gerekli miktarda ve ihtiyâca göre salgılanırlar.

İç salgı bezlerinin önemli bir bölümünün çalışması hipofiz ön lobunun hormonal direktifleri ile düzenlenmektedir. Dolayısıyla iç salgı bezlerinin vücutta birbiri ile uyumlu ve âdetâ bir orkestra gibi çalıştığı kabul edilir. Hipofiz ön lobu bu orkestranın şefi durumundadır. Hipofiz ön lobu, kendi emri altındaki bezlerden kana dökülen ve kan dolaşımı ile her yere ve bu arada kendisine de gelen hormonları alır, miktarlarını ölçer. Hangi hormon ihtiyâca göre gereken miktara varmamış ise onu salgılayan bezi uyarmaya devam ederken, yeteri kadar hormon salgılamış bezleri artık uyarmaz. Böylece o hormonun salgısı azalarak kandaki normal seviyesi korunmuş olur. Meselâ, vücut soğuğa mâruz kalınca tiroit hormonuna olan ihtiyaç artar; tiroit hormonunun tesirini tesbit eden hipofiz bezinden tiroidi uyaracak hormon salgılanarak, tiroit bezinden hormon salgılanması kamçılanır. Tiroit hormonunun kan seviyesinin istenenden fazla olması hâlinde uyarıcı hormon (yâni hipofiz ön lobu) tarafından salgılanması durdurulur. Bu olaya “geri kontrol” (feedback) mekanizması ismi verilir.

Hipofiz ön lobunun kontrolünde olmayan pankreas, paratiroit gibi iç salgı bezlerinin çalışması da diğer geri kontrol mekanizmalarının kontrolü altındadır. Meselâ pankreasın en mühim görevi olan hormonu insülindir. Kan şekeri yükselirse insülin salgılanması artar. Kan şekerinin düşmesi hâlinde de insülin salgısı azalır. Bu yolla, kan şekeri dâimâ 100 mililitrede 90-110 mg civârında sâbit tutulur.

Hipofizin hipotalamus tarafından kontrolü: Hipotalamus, merkezî sinir sisteminin bir parçasıdır. Beynin alt kısmında bulunur. Hipofiz sapı hipotalamus ile hipofizi bağlar. Hipofizin ön ve arka lobları ayrı iki yolla hipotalamusla sıkı bir ilişki içindedir. Hipotalamus, hipofiz ön lobunu kan yoluyla denetler. Burada iş gören damarlar sistemine “hipotalamiko-hipofizer dolaşım sistemi” denir. Hipofiz arka lobunun, hipotalamusa sinir telleri ile bağlantısı vardır. Hipotalamusta yapılan denetleyici veya serbestleştirici faktörler sinir telleri boyunca hipofize gelir ve buradan da salgılanırlar. Ön hipofizden salgılanan her hormon için hipotalamustan bir “serbestleştirici faktör” salgılandığı kabûl edilir. Büyüme hormonu için “Büyüme hormonu salgılatıcı faktörün serbestleştirici faktörü, tiroit hormonu için “Tiroit hormonu salgılatıcı faktörün serbestleştirici faktörü” hipotalamustan salgılanır. Hipofiz arka lobunun hormonları ise hipotalamusta yapılır ve sinir lifleri vâsıtasıyla buraya gelir. Sinir lifleri ile elektriksel uyarı husûle geldiği zaman hipofizin arka lobundan hormonlar salgılanır.

Vücudumuzdaki iç salgı bezlerinden şu hormonlar salgılanmaktadır:

Hipofizden: Ön hipofizden, tiroidi uyarıcı hormon (TSH), büyüme hormonu (GH), böbreküstü kabuk kısmını uyarıcı hormon (ACTH), prolaktin ve lüteinizan hormon (LH) salgılanır.

Arka hipofizden ise vazopressin (ADH) ve oksitosin adlı hormonlar salgılanır.

Tiroit bezi: Tiroksin (T4) denilen tiroit hormonu salgılanır. Bu hormon gerektiğinde vücutta aktif etkili hormon olan T3 şekline döner. Trioitten ayrıca kalsitonin adlı kandaki kalsiyumun seviyesini düzenlemede gerekli olan bir hormon da salgılanır.

Paratiroit bezi: Parathormon adlı kan kalsiyumunu ayarlayıcı hormonu sağlar.

Pankreas: İnsülin ve glukagon adlı, birincisi kan şekerini düşürücü, diğeri kan şekerini yükseltici hormonları salgılar.

Böbreküstü bezi: Kabuk (korteks) kısmından aldosteron, kortizol ve bâzı steroit yapıdaki hormonlar; iç (Medulla) kısmından da adrenalin, noradrenalin salgılanır.

Erbezleri: Testosteron (erkeklik hormonu) salgılar.

Yumurtalıklar: Östrojen ve progesteron adlı kadınlık hormonlarını salgılarlar.

Ayrıca gebelik müddetince plesanta (bebeğin eşi) tarafından gebelik ve cenin için gerekli bâzı hormonlar salgılanır.

1 Kişi Bu Yazıyı Beğendi.
10 Ocak 2012
Yorumlar Kapalı
Okunma
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed

Kategoriler

Sayfalar