i̇smi̇ni̇ söylemeyen dudak yanar di̇l yanar..

i̇smi̇ni̇ söylemeyen dudak yanar di̇l yanar..

ismini söylemeyen dudak yanar dil yanar..


 

Toprak yanar, su yanar, ateş yanar, gül yanar,
İsmini söylemeyen dudak yanar, dil yanar!

Tutuşup hasretinle kavrulur nice beden,
Visâlinle Efendim parmak yanar, el yanar!

Kıvılcımlar saçılır mahşerinden hülyanın,
Yokluğunla ey Nebi (sav) gayrı nice kul yanar!

Kavuşmak ümidiyle nice tenden can uçar,
Sağ yanımdan aşk vurur, sonra döner sol yanar!

Yıkılır ihtiraslar birden; sesler hep susar,
Sensiz tutunduğumuz umut yanar, dal yanar!

Bir ok gibi yalnızlık saplanır yüreklere,
Gözlerden oluk oluk yaş düşer, melâl yanar!

Bütün renkler beyazdır Sen’in baktığın yerde,
Utancından mor yanar, yeşil yanar, al yanar!

Ebedî karanlığa gömülür bin bir arzu,
Sonra gökler kararır umut ve hayal yanar!

Ses verir mâverâdan zümrüt gagalı kuşlar,
Ebrehe’nin feryadı yankılanır fil yanar!

Bir şahadet uğruna sana açılan elin,
Parmağında gül biter, öbür yanda çöl yanar!

O sedâ ki ‘Allah bir!’ diye, yükselir arşa;
Hicrânınla her vakit Amr yanar, Bilâl yanar!

Sana ulaşmak nedir ey Sultanlar Sultanı (sav),
Kaç asırdır yürürüz ayak yanar, yol yanar!

Bir dokunuş bin asır ömre bedeldir, heyhat;
Sen’i bilmeyen canda küflenmiş vebâl yanar!

Oysa şimdi tarumar yediveren-yedi renk,
Sensizlik diyarında bağbân yanar, gül yanar!

Talihin aynasında kan ve yanık kokusu,
Sensizlik özlemiyle vurulan ikbâl yanar!

Karanlık bir fezâ ki, ötesi yangın yeri,
Güneş bahtına küskün her lâhza hilâl yanar!

Ebedî karanlığa mahkûm olmuştur baykuş,
Her seher vakti ferman bekleyen bülbül yanar!

Toprak yanar, su yanar, ateş yanar, gül yanar,
İsmini söylemeyen dudak yanar, dil yanar…

19 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Seni Anlatmamı İsteselerdi

Seni Anlatmamı İsteselerdi

 

 davetiyeler resimleri

 

Benden, seni anlatmamı isteselerdi, bir yürek anlatırdım içinde koskacaman bir dünya, dünyada kocaman bir fener ve sevgi yolu aydınlatan.

Deselerdi yaz onu; yazardım en güzel şiirleri dilsiz istekleri dipsiz kuyu sarınçlarında yuvarlanan aşkları. Yazardım parmaklarım morarıncaya kadar yazardım, yüreğim yorulup duruluncaya kadar.

Deselerdi çiz onu; çizerdim dünyayı, dünya her tarafı yedi veren gülleri yedi renk açan en mevsimsiz çiçeklerin açtığı nakışlı oyalı özenli bir dünya ve korkardım kendi çizdiğim dünyaya dokunmaya, korkardım çiçeklerin yaprakların solmasından.

 

Deselerdi kim O ?
O derdim O işte yüreğinde deryaları taşıyıpta tek bir dünyalıya konuşamayan, o sınırsız sevgi deryasında yelken açıp giderken sevgisini utangaç kişiliğine gömen biri idi.

Ve O derdim ;
Beni sabahlara kadar kendisini düşünmek zorunda bırakan insafsız biri O konuşsa yüreğindeki allı tebessümlerde kaybolurdum, konuşsa yanmadan yıkılmadan söndürürdü beni derdim. Sigaram kadar tiryakisi olduğum içkim kadar başımı döndüren, görmediğim kadar özlediğim, özlediğim kadar dokunamadığım, dokunamadığım kadar ürkek…

Ve O derdim ;
Yaşayıpta yitirdiğim değil yaşamayıpta bilmek istediğim, konuşmasını beklediğim kızıl dudaklarına hasretlendiğim hasreti ile eridiğim, yanımda iken bile özlediğim gittiği yolu kıskandığım aydınlık günlerimi aradığım.

6 Ocak 2012
Yorumlar Kapalı
Okunma
bosluk

ISIT ARTIK!

ISIT ARTIK!

Düşlerim üşüyor, sensizliğin dondurucu soğuğunda. İlkbaharları özlüyor titreyen yalnızlıklarım, yokluğunun kışında. Ruhumun siyah karanlıklarında kardelenlerin açması için, ürperen ellerimi ısıt artık!


Sokakta tir tir titreyen kedi yavrusunun feryadını duy da güneşi ol, kutup iklimindeki umutlarımın. Gönlümün hazan yapraklarını hüznümün uçurumunda en sıcak gülüşünle ısıt artık!


Hayallerimin en girift labirentinde kaybolan gözyaşlarımın hatırına tüm sevda şarkılarımı en tatlı bakışlarınla ısıt artık!


Soğuk memleketlere sürgün edilmiş bir mahkumun son dileği uğruna sözlerinin sıcaklığınla sana hasret mısralarımı ısıt artık!


Buz tutan pencerelerin buharına yazdım sevginin sıcak avuntusuna hasret cümlelerimi, üşüyen parmaklarımla. Özlem cümlelerimin eksiltili olmaması için yüklemlerimi ısıt artık!


Uzak ülkelerin ücra kasabalarını resmederken, uzun ince bir yoldaki seyyah ikilemlerim; rüyalarım siyah beyaz film karelerine yazılıyor mutlulukları kucaklayarak… Zamanın sonsuz evrenini kutsarcasına üzüntülerimi, sevinçlerimi ve hayallerimi ısıt artık!


Tavşankanı çay tadındaki hatıralarımdasın. Kar beyazı rüyalarımın karabasanların ürperten kışıyla üşümemesi için beni en güzel fincanlarının sıcaklığıyla ısıt artık!

24 Aralık 2011
Yorumlar Kapalı
Okunma
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed

Kategoriler

Sayfalar